Hayatımı Değiştiren Felsefe : Stoizm

Ben artık eski ben değilim.

Hayalimizde gerçekte olduğundan daha fazla acı çekeriz.’ — Seneca —

Stoizmin Doğuşu

Stoizm felesefesi,Kıbrıslı Zenon’la çıkar tarih sahnesine.

Rivayet odur ki, MÖ 300 yıllarında Zenon zengin bir tüccarken, Atina’da geçirdiği bir gemi kazasında her şeyini kaybeder. Acısı büyüktür ve yaşadığı bu olaya anlam vermeye çalıştığı dönemde kendince bir arayışa koyulur,kütüphaneye gider ve Socrates’in kitaplarıyla tanışır.

Yaşadığı kötü deneyim ve aldığı felsefe eğitimini harmanlayarak içinde olduğu ruhsal çöküntüden çıkmayı başarır.

Anlar ki bu kaza kendi kontrolünde olan bir şey değildir. Ancak bu kazaya yüklediği anlam ya da üzüntü onun elinde olan bir duygudur. İşte bu farkındalık seviyesi onu daha önce hiç olmadığı kadar özgürleştirir ve bu konuda dersler vermeye başlar. Öğrenci sayısı günden güne artar ve düşünceleri hızla yayılır.

Stoacılık, adını Zenon’un derslerini verdiği stoa isimli direkli galeriden alır.

Bu görüşe göre bizleri etkileyen olayları kontrol edemesek de, olaylara yaklaşımımız üzerinde kontrolümüz vardır. Stoacılar, ideal bir toplum hayal etmektense, dünyayı olduğu gibi ele alırlar ancak bu pasif bir yaşam sürdükleri anlamı da gelmez.

Stoacılar dört önemli erdem aracılığıyla öz-gelişim amacı güderler;

  1. Pratik Bilgelik: Karmaşık durumları mantıklı,bilinçli ve sakin bir yolla idare etme yeteneği.
  2. Aşırıya Kaçmama: Yaşamın tüm alanlarında öz-hakimiyet ve ılımlığı uygulamak.
  3. Adalet: İnsanlar yanlış bir şey yapsalar bile onlara insaflı davranmak.
  4. Cesaret: Yalnızca olağan dışı durumlarda değil, günlük görevlerde de netlik ve dürüstlükle göğüs germek.

Stoacılığı tanımladıktan sonra birkaç ünlü stoacıdan alıntılar paylaşarak konunun daha iyi anlaşılması sağlayalım;

‘ Bazen yaşamak bile cesaret sergilemektir’ — Seneca —

Izdırap yaşamdaki olaylardan değil, onları değerlendirme biçimimizden ortaya çıkar. — Epictetos —

Hayalimizde gerçekte olduğundan daha fazla acı çekeriz.’ — Seneca —

Aslında buna bir tür kişisel gelişim felsefesi de diyebiliriz. Dış dünyayı ve kendimizi tanıyarak neyi değiştirip neyi değiştiremeyeceğimiz ayırdına vararak mutluluğa ulaşmaktır asıl amaç.

Akılcı bir yaklaşımdır aynı zamanda stoacılık, gelecekte daha iyisi için anlık zevklerini feda edenlerin kulübüdür.

Stoizmin Yükselişi

‘Hükümdarlar filozof, filozoflar hükümdar olsaydı,kentlerin yüzü ışırdı.’

diyordu Platon.

İsmi Marcus Aurelius olan Platonun devlet ideasını gerçekleştiren tarihin ilk filozof-imparatoru,bilgeliğini kitaplara damıtarak sadece Romalılara bir imparatorluk bırakmakla kalmadı, insanlığa da bir hazine hediye etmiş oldu.

Bu kitap uzun dönem başucu kaynağı olarak anılırken şimdilerde ise tekrar yükselişe geçerek dünyanın en büyük şirketlerinin yöneticileri tarafından hayatlarına uygulanmaya başlandı.

Marcus Aurelius 19 yıllık imparatorluğunun büyük bölümünü savaşlarda geçirmiş Roma’nın kötü gidişatını durdurmak için elinden geleni yapmaya çalışmış bir filozof.

Tüm bu hengamenin yaşandığı dönemde kendini zihinsel olarak güçlendirmeye çalışmış, çok okumuş, tecrübelerini yazmış,bol bol sorgulamış ve cevaplar aramıştır.

Bulduğu cevapları ise Kendime düşünceler isimli kitabına aktararak kendinden sonra gelecek olan kuşaklara,bir imparatorluktan daha değerli olan bilgi ve tecrübe hazinesini bırakmıştır.

Kitabı okuduğunuz zaman Marcus Aerelius’us çok farklı bir felsefi görüşe sahip olduğunu fark edeceksiniz.

Kendi mutluluğunuz sadece kendinize bağlıdır.

Eğer bir dış etken sizi üzerse, duyduğunuz acı o şeyin kendisinden değil, sizin ona verdiğiniz değerden geliyordur, onu da her an ortadan kaldırma gücünüz vardır.

İşte bu sözlerle açığa çıkan bir felsefeden söz ediyoruz. Kontrol edilebilenler ve kontrol edilemeyenler arasındaki farka göre hayata karşı tavır takınmak ve en önemlisi de bu ikisi arasında hangisin kontrol edilip edilemediğini bilebilecek kadar da bilge olmaktır mesele.

Gladyatör filminde de göz doldurur Aurelius’a ayrılmış sahneler. Filmi izleyene kadar ondan habersiz olanlara ışığını damlatır bilgeliğiyle.

Çünkü Aurelius, oğlu kendiyle ilgili eksikliklerinden bahsettikten sonra ;

Senin oğul olarak hataların, benim baba olarak başarısızlığımdır.’

Diyebilecek kadar alçak gönüllü ve bu hatanın aslında kendi kontrolünde olan bir kusur olduğunun ayırtına varabilecek kadar da bilgedir.

Aurelius’un hayatının merkezine yerleştirdiği bu felsefe ise Stoizm’den başkası değildi elbet.

Stoizmle Tanışma Hikayem

Stoacılığın benim hayatıma girişi çok ilgimi çeken bir TED konuşmasını dinledikten sonra oldu.

Tai Lopez Neden Her Gün Bir Kitap Okumalısınız? isimli bir konuşmasında şöyle bir cümle kullanmıştı ;

‘ Bir millet stoik doğar fakat epiküryen ölür.’

Bu cümleyi anlamak için stoizm ve epiküryen kelimelerinin ne anlama geldiğini bilmem gerekiyordu. Araştırmaya başlayınca stoacılığın sadece kelime anlamını bilmenin yeterli olmadığı fark ettim.

Ben hangisiydim stoik mi yoksa epiküryen mi?

Bilmem gerekiyordu. Bilmek içinse anlamam.

Araştırmalarım daha önce hiç karşılaşmadığım kapılara yönlendirdi beni.

Hiç tanımadığım insanlara, hiç duymadığım kitaplara çevirdi yolumu.

Tai Lopez’in konuşmasıyla başlayan Stoacılık yolculuğum bir başka isimle daha da ilginç bir hale büründü.

Tim Ferriss Neden hedeflerinizden önce korkularınızı belirlemelisiniz?isimli TED konuşmasında stoacı felsefenin onu intiharın eşiğinde olduğu dönemden nasıl çekip kurtardığını anlatıyordu.

Bu arada bilenler bilir ancak bilmeyenler için söyleyeyim, Tim Ferriss 29 yaşında dünyayı dolaşmış, Arjantin’de tango şampiyonu seçilmiş, Hon Kong’ta aksiyon filmlerinde oynamış çok enteresan bir adam. Yazmış olduğu üç tane de kitabı var. Bunlardan ilki olan 4 saatlik hafta kitabıyla New York TimesBestseller listesine girmeyi başarmış bir yazar.

Tim Ferris, Stoizmi hayatında dibine kadar uygulayanlardan birisi.

Bu arada Stoizm, gelecekti iyi şeyler için anlık hazları ertelemeyi tercih ederken, Epikürizm, hayatın asıl anlamının mutlu olmak ve hazzı yakalamak olduğunu savunur ve tüm yaşam boyunca hazzın yakalanması gerektiğini öne sürer.

Marshmallow Deneyi ve Stoizm

Aslında bilimsel olarak da hayatını stoik yaşayanların daha iyi bir geleceği tasarladıkları ortaya konmuş durumda.

Prof. Walter Mischel’in 1970’te Stanford Üniversitesi’nde geliştirdiğiMarshmallow deneyi bunu çok güzel ortaya koyar.

Prof. Mischel’in Marshmallow deneyi şöyle:

Çocuk bir marshmallowun durduğu masanın yanındaki sandalyeye oturtuluyor. Yanında bir de zil var. 10 dakika yalnız bırakılıyor.

İki seçeneği var:

1- Hemen zili çal, araştırmacıyı çağır ve marshmallowu ye. Bu seçenekte hiç beklemesine gerek yok. Hemen bir ödül kazanabiliyor.

2- Zili çalma, bekle, araştırmacı süre dolunca içeri girecek ve sana iki marshmallow verecek. Biraz sabredip beklerlersen iki ödül kazanabilirsin.

Deneyin sonuçları saklanır ve çocuklar büyüdükten sonra tekrar bir karşılaştırma yapılır. Yapılan karşılaştırmada deneyde şekerlemeyi yemeyip tek şeker yerine iki şeker yemek için anlık zevkini askıya alanların daha başarılı oldukları ve yüksek kariyer sahibi oldukları tespit edildi.

Deneyler de gösteriyor ki bu hayatı epiküryen yaşayanlar değil, stoik yaşayanlar kazanıyor.

Stoik Felsefenin Hayatıma Dahil Oluşu

Hakkında bu kadar araştırma yapınca ister istemez kendi hayat algımı masaya yatırıp düşündüm.

Ancak bu konuda bilgi sahibi olmam onu hayatıma uygulamak için yeterli olmadı. Beni başka bir şeyin çarpması gerekiyordu.

Bu çarpılma da Compound Effect kitabıyla gerçekleşti. (Kitabın konusunu merak edenler Katlama Etkisi yazımı okuyabilirler.)

Daren Hardy, Compound Effect isimli kitabında yazdığı bir cümleyle aslında stoik felseyi daha iyi anlamama yardımcı olmuş ve bende ki bu ihtiyaca cevap vermişti;

 Hayatının sorumluluğunu 100% üstüne almayan biri ergenlikten yetişkinliğe geçmiş sayılamaz.’

Bu cümle bende baraj kapaklarını açmaya yetmişti.

Bir şeyleri eksik yapıyor ancak tam olarak nerede problem olduğunu anlayamıyordum. Bu cümle tam da o anda çıkmıştı karşıma.

Benim en büyük problemim hayatımın sorumluluğunu tam olarak üstüme almamamdı. Belirli bir yere kadar emek harcıyor ancak olumsuz sonuçlardan ortaya çıkınca bir şekilde bundan başkasını sorumlu tutuyordum.

Bunu fark ettikten sonra stoik düşünceyi kavramam ve hayatıma uygulamam zor olmadı.

Bu felsefeye göre yapmam gereken şey aslında çok basitti. Hayatımda alacağım her kararı duygusal durumumdan olabildiğince arındıracak ve akılcı çözümlerle işlerimi kolaylaştıracaktımKontrol edebildiklerim üzerinde çalışacak kontrol edemediklerimden kendimi sorumlu tutmayacaktım.

Örneğin gün içinde yapmam gereken öncelikli işleri hep duygu durumumla değerlendirir eğer o işi o an yapmak istemiyorsam buna mantıklı bir kılıf uydurur ve yapmazdım. Daha sonra yapmadığım bu işten dolayı karşılaştığım olumsuz durumdan başkasını suçlu tutar ve sorumluluğu başkasına yıkardım.

Ancak sorun şu ki bu süreçte kimin suçlu olduğundan çok kimin zarar gördüğü daha önemliydi ve ben bu küçük detayı sürekli kaçırarak kendime büyük zararlar vermiştim.

Kendi gerçekliğimde haklı olmam beni dış dünyada haklı çıkarmıyor ve doğal olarak bana hiçbir şey kazandırmıyordu.

Stoikler kulübüne üye olanlar gelecekti iyi şeyler için anlık zevklerini feda ederler ve böylece ileride daha kaliteli ve rahat bir hayata ulaşırlardı. Ben ise stoik bir karakterden çok uzaktım.

Farkındalık ve Uyanış

Ben hayatı boyunca epiküryen yaşamış biri olarak, bu yolun yol olmadığını iki sene önce fark ettim.

Anladım ki duygusal dünyamda kendimce haklı olmak, beni gerçekten haklı yapmıyor. Objektif dünyanın kurallarına göre oynamalıydım bu hayatı ancak bu şekilde başarılı olabilirdim.

Stoizm, Marcus Aurelius’a çocuklarının çoğunun kaybıyla baş ederken , iki büyük savaşta imparatorluğunu yönetme azmini de vermişti.

İç dünyasındaki acısı kendisine göre belki de daha büyüktü ancak o dış dünyanın gerçeklerinin de farkındaydı. Odasına çekilip günlerce ağıt yakmayı ve bunun için haklı görülebileceğini de biliyordu.

Stoik bir bilge olan Aurelius, duygularını kontrol etmeyi ve gerçekliği sadece kendine göre değil objektif dünyayla buluşturmayı başarabildiği için altın çağını yaşatmıştı Roma’ya.

Tüm bu hikaye bana kendi hayatımın altın çağını yaşayabilmek için güzel bir yol gösterdi.

Hemen işe koyuldum ve kontrol edebildiklerimin ve edemediklerimin bir listesini yaparak kontrolüm altında olanlara yoğunlaşma kararı aldım.

Kontrol edebildiklerim;

  • Daha kaliteli beslenmek
  • Daha çok su içmek
  • Egzersiz yaparak vücudumu daha sağlıklı hale getirmek
  • Yabancı dil öğrenmek
  • Daha fazla kitap okumak
  • Daha az televizyon izlemek
  • Daha çok TED videosu izleyerek farklı alanlardan bilgiler edinmek

bunun gibi kontrolümde olan ancak kontrol etmeyi hep ertelediğim şeylerin üstünde yoğunlaşarak hayatım daha önce hiç olmadığı kadar pozitif momentum kazandı.

Bu yöntemle;

2017 yılında 36 kitap okuyarak bilgi seviyemde devasa bir artış sağladım.

2018 yılının ilk üç ayında okuduğum kitap sayısı ise 15.

Kabaca bir hesapla bu yılı 50 kitapla kapatacağım. Ki bu benim için inanılmaz bir sayı olacak.

Daha önce sadece aklıma geldikçe içtiğim suyu son iki senedir günde en az 1,5 litre kadar tüketiyorum. Daha zinde ve enerjik olmamda suyun faydası benim için mucizevi denilecek kadar çok oldu.

Bir sorun yaşadığımda artık hatayı karşı tarafta aramıyorum. Sakince düşünüyor olabildiğince objektif bakmaya çalışıyorum.

Bu olayda benim sorumluluğum neydi?

Peki ben sorumluluğum tam olarak yerine getirdim mi?

Sorularını sorarak konunun benim kontrolümde olup olmadığını analiz ediyor ve hep kendi tarafıma düşen kısmına yoğunlaşıyorum. Çünkü diğer parametreler benim kontrolüm altında değildi.

Size geçen sene yaşadığım bir olayla durumu daha iyi izah edeyim:

Geçen yaz MEB, bir yazı yayınladı. Yazıda öğretmenlerin dil eğitimi için yurt dışına gönderileceğinden bahsediyordu. Bunun için Gerekli şartlar ise;

  • En az 3 yıl öğretmenlik yapmış olmak,
  • Yabancı dil sınavından en az 50 almış olmak,
  • Her hangi bir disiplin cezası almamış olmak

En başta böyle bir fırsatı kaçırdığım için üzülmüştüm. Çünkü ne 3 yıl çalışma şartını ne de dil puanı koşulunu yerine getirebiliyordum. Ancak fark ettim ki bu duruma üzülmemi gerektirecek hiçbir şey yoktu. Çünkü koşulan şartlarda benim kontrol edemeyeceğim kısımlar vardı.

Yazıyı okuduğumda 3 yıl şartını yerine getirebilmek için bir yıldan daha fazla zamana ihtiyacım vardı ve bunu benim kontrolüm altında değildi. Zamanın dolmasını beklemeliydim.

Yabancı dil sınavından alınması gereken 50 puana ise sahip değildim ve bu benim kontrolüm altındaydı. Sınava girerek gerekli puanın üzerinde bir puanla bu şartı yerine getirmiştim.

Bu sene tekrar bir yazı yayınlandı ve dil puanının 50’den 45’e, çalışma şartı ise 3 yıldan 2 yıla düşürüldüğü belirtilmişti. Bu sefer de 2 yıllık çalışma şartını sekiz gün ile yerine getiremiyordum. Ancak bu beni üzmedi çünkü benin elimde olan bir durum değildi. Sadece bir sonraki yazıyı beklemeliydim o kadar.

Bu olayda yaşanan bir aksilik ya da bana karşı alınmış bir tavır yok. Benim kontrol edebildiklerim ve edemediklerim var hepsi bu.

İşte bu mantık, bana bir sınavı kazanamadığımda, bir işe alınmadığımda,işten kovulduğumda, kız arkadaşım beni terkettiğinde hayata küsmemi değil gerçekçi analizler yaparak kaldığım yerden devam etmemi sağlayan gücü verdi bana.

Stoizm felsefesi Hayatta nasıl mutlu olunur? sorusunun ortaya çıkardığı bir ihtiyaçtan doğdu. İnsanların başına iyi ya da kötü kontrol edemedikleri olaylar gelir. Eğer bu olaylar bizim kontrolümüz dışında gerçekleşiyorsa ne çok sevinmeli ne de çok üzülmeliyiz çünkü bizim burada her hangi bir etkimiz olmadı.

Stoizm, ruh halini dengeli bir yapıda tutup, onu aşındırmayarak aslında hayattan alabilceğimiz hazzın uzun vadeli olmasını sağlıyor.

Artık başıma gelen iyi şeylere gerektiğinden fazla sevinmiyor, kötü şeylere de hakkından fazla üzülmüyorum. Nasıl gerçekleştiğini düşünüyor benim bu olaydaki etkimi analiz ediyor ve yoluma devam ediyorum. İşte bütün mesela bu.

Faydalı olması ümidiyle, bilgiyle kalın.

Yorun Bırakın